“Öcüler Yetişkinler İçin Öcüler” – Bir Kez Daha

25 Şubat Perşembe günü Kadıköy’deyim. Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’nin Perşembe Söyleşileri’nde bu ayın son perşembesi ben konuşuyorum. İşte şu şekilde:

12717324_821010141338533_2987838021393754973_n

Etkinlik akşam 19.30’da başlayacak. Daha önce yazdığım “Öcüler Yetişkinler İçin Öcüler” yazısından hareketle, son 25 yılda çocuklara anlattığımız hikayelerin nasıl değiştiğini, evrildiğini anlamaya çalışacağım.

Eğlenceli olacağını umuyorum.

Bekliyorum.

Reklam

2016

Yılın en sevdiğim zamanı. Şanslıysam yeni yıla karla girmemiz bile mümkün. Altımda pofuduk bir halı, üstümde polar bir pijama var. Kahve ve kurabiye de eklenince eksik bir şey kalmıyor. 2016 için, her sene yaptığımdan daha az yeni karar aldım. 8 madde. Eğer yıl boyunca bunlara bağlı kalabilirsem kendimi şanslı sayacağım. Bir tanesini, kendimi de zorlamak açısından burada da paylaşabilirim. 2016’da, en az bir yarı maraton (21 km) koşmayı hedefliyorum.

Bir dizi koşturma sonucu (bkz. radiocircus.org) Aralık ayında çıkan Kafasına Göre’de de bir öyküm olduğundan burada bahsedemedim. İki adlı bu öykünün bendeki yeri ayrı. Dergide okuduğunuz hali kısa. Daha uzun hali, beraberinde başka öykülerle birlikte bir dosyada bekliyor. Zamanı geldiğinde bir bütün olarak okunabileceğini umuyorum.

Dergi yeni yıl için bir güzelllik yaptı. 2016’nın ilk sayısı 1 ay sonra, Ocak’ta çıktı. Bu sayıda da Haşere Sorunu adlı öykümle varım. Yeni yıla gülümseyerek girmek istedim, sizi de güldürebilirse ne ala.

Gülümsemek demişken, 2015 bitmeden, yeni yıl için dileklerimi de paylaşmak istedim. Güzel dileklerin, güzel temennilerin gücünü unutmak çok kolay. Hatırlamak için bol bol paylaşmamız gerekiyor. 2016 için geliyor:

Umarım yeni yıl beraberinde gülümseten şeyler getirir. Sizi gülümseten birini bulmanızı, ya da bulduysanız kaybetmemenizi diliyorum. Yeni yılın karşımıza gülmek için küçük şeyler çıkarmasını umuyorum. Büyük şeyler de. Umarım sevdiğiniz insanlarla birlikte, güzel vakit geçirir, yalnız kalmak istediğinizde huzur bulursunuz. Hava tam istediğiniz gibi olduğunda dışarıda olmanızı, daha fazla temiz hava almanızı diliyorum. Hayatınızda daha fazla güzel yemek, daha az gözyaşı, yığınla da hediye olmasını diliyorum.

Yeni yılın size güzellikler, bolluklar ve hepsinden öte turp gibilik getirmesi dileğiyle,

Orçun.

Kafasına Göre 4. Sayı – Makûs Talih

Kafasına Göre’nin 4. sayısındayım! Tiz bir sesle çığlık atarak söylemek istiyorum ki; I’m on fireeee!

Öykünün adı Makûs Talih. Önceki bir yazımda Rutin adlı öykümü yazarken neler hissettiğimden bahsetmiştim. Bu sefer de benzer hislerle yazdım. Şu veya bu sebepten dolayı musluğumu tamir eden ustanın parasını vermeyi sürekli unutuyordum, ve her şeyin ters gittiği bir gün kendime ya usta bana sürekli sövdüğü için her şey ters gidiyorsa diye soruverdim. İşte o anda çıktı öykü ortaya. Ne düşüneceğinizi merak ediyorum.

Benimle birlikte yine bir dizi muhteşem insan dergide yazmış, çizmiş. Derginin bu sayısında ebat büyümüş. Biçimsel olarak böyle bir şey düşünmüşler midir bilmiyorum; ama yaz sayısının açık renkli, daha küçük ve hadi-beni-oku havasına karşılık, daha büyük, daha soluk ve daha solgun bu sayı aklıma doğrudan sonbaharı getiriyor. Bunu tekrar tekrar konuşmamalıyız. Dergiyi alın, dergiyi okuyun. Sizi, almadan hemen öncesine göre daha iyi bir insan yapacak.

Dergide yazmak pek çok yönden iyi hissettiriyor. Uzun süredir kısıtlı zamanımda yazdığım şeyler kitaplara odaklı olduğu için, tekrar bol öykü çıkarmak iyi geldi. Hele ki bir de bunların sınırlı sözcükle kısa öykü olmak zorunda olması, kafamı kaldırıp silkelenmek için biçilmiş kaftan sunuyor.

Şu anda yazdığım öykü içinse yine benzer bir heyecan içindeyim. Yine günlük hayattan, hatta yine bir tadilattan dolayı öğrendiğim küçük bir bilgi, bakalım gülümsetecek güzel bir öyküye dönüşebilecek mi?

Yeryüzünden Gelen Adam

İkinci kitabım çıktı. Bu da o kulağa tuhaf gelen şeylerden biri. İnsana kendini daha yazar hissettiriyor. Sanki daha önce birine söylesem Evet, ama sadece tek kitabın var, deyip saymayabilirlermiş gibi. Şimdiyse birini beğenmediyseniz diğerine gidin, diyebilirim. Tuhaf geliyor.

Her yerde kitap

Fotoğraf aşağı yukarı nasıl hissettiğimi açıklıyor. YKY’den gelen yazar kopyaları elime birkaç gün önce ulaştı. İnsan alışırım sanıyor; ama ne yalan söyleyeyim bu kitapla ilk kitap arasında elime ilk aldığım an açısından zerre fark olmadı. Kitapların sarıldığı kese kağıdını açarken ellerim titredi, ilk kapağın turkuaz parçasını görünce kalbim hızlı atmaya başladı, ve nihayetinde ellerimde kitabı görünce bir süre bu anın gerçekliğine inanamadım.

Kitabı tüm kitabevlerinde bulabilirsiniz. Idefix’ten, YKY’nin sitesinden ya da D&R’ın online mağazasından da edinebilirsiniz. Hatta D&R’ın internet sitesinde şu an hem bu kitap, hem de ilk kitap için büyük bir indirim var.

Açıkçası kitabı almanızı istiyorum; çünkü bu kitaba gerçekten güveniyorum. Gökyüzüne Düşen Kız’ın yeri tabii ki ayrı; ama Yeryüzünden Gelen Adam’ı yazarken bu sefer ne yaptığımı daha iyi biliyordum ve ortaya çıkan kitabın ilkinden daha iyi olduğuna canı gönülden inanıyorum. İşte bu yüzden de almanızı istiyorum. İlk kitabı okuyup da sevdiyseniz, ya da çocuğunuza, yakınınıza aldıysanız, bunu da alın. İçinde ilk kitapta olan her şey var. Üstüne bir de takımyıldızlar var.

Türkiye’de kitap çıkarmanın, o çıkan kitabı duyurmanın, satmasını sağlamanın, yeni baskıları getirmenin ne kadar zor olduğundan bahsetmeyeceğim. Bundan çok kez bahsedildi ve artık üç aşağı beş yukarı herkesin bir fikri var. Gökyüzüne Düşen Kız bir ilk kitaba göre oldukça iyi sattı. 1,5 yılda 3 baskı yaptı. İlk kitabı kitapçılarda bulamayanlar mutlaka istemeli. Raflarda olmayabiliyor; ama stoklarda var. Şimdi umuyorum ki hem GDK, hem de YGA okunur, elden ele dolaşır, ve ikisi de yeni baskılar  yaparlar.

Haliyle her yeni kitapta olduğu gibi bunda da teşekkürü hak eden bir yığın insan var. Kırmızı Saçlı Kız bu kitabın da ilk okuyucusuydu. Bana ilk taslaktan sonra ilki kadar sihirli değil, diyen oydu, ve eğer elinizde tuttuğunuz kitap yeterince sihirliyse, bu onun sayesinde oldu. Nil’in dedesiyle ilgili harika bir sorunu çözmüş olması da cabası.

Can Koçak, Hakan Tunç, Onur Selamet kitabın ilk taslağını okuyup uzun uzadıya yorumlarını yazdılar. Aldığım geri bildirimler arasında bazıları o kadar kritikti ki, o tavsiyelere uymasaydım kitap şu an olduğunun yarısı bile olamazdı.

İhsan Tatari’ye de ayrıca teşekkür etmem gerek. O ilk kitabı okumamıştı ve bu tam da bu yüzden, ilk kez bakan bir gözle kitabı incelemesi kitabı çok daha sağlamlaştırdı. Eleştirilerinin hepsi kitapta yerini buldu; ama sadece Tulub hakkında bir önerisini dinlememem bile, bu dünyayla ilk kez karşılaşan okurlar için sıkıntıya neden olurdu.

Bu kitabın Buket Topakoğlu’nun harika çizimleri olmadan aynı olmayacağının farkındayım, ve bunun için minnettarım. GDK için inanılmaz çizimler yapmıştı. YGA için yaptığı çizimlerse olağanüstü. Bir sonraki maceramızda elinden neler çıkacağını çok merak ediyorum.

YKY’deki harika editörüm Filiz Özdem. Tüm bu çılgınlıklar başlamadan önce sevdiğim yazarlarla ilgili makaleler okur, çalıştıkları mucizevi editörleri dinlerdim. Öyle bir editörü bulmanın zor olacağını düşünürdüm; ama talihin harika bir oyunu sayesinde kucağına düştüm. Bu seri, başka bir editörün elinde aynı seri olmazdı.

Nermin Mollaoğlu. Artık beni YKY’ye götüren bir dizi olayı, ve Nermin Mollaoğlu’nun onların içindeki devasa rolünü bilmeyen kalmamıştır. Onun enerjisi, hızı ve tüm koşturmacası arasındaki içtenliği sadece ajansının bünyesinde olmaktan dolayı değil, onu tanıyor olmaktan dolayı da çok sevindiriyor beni. Kaç kez küçük şeyler için ona danıştığımı, kaç kez sabırla bana cevap verdiğini, kaç kez doğru yolu gösterdiğini artık saymayı bıraktım.

Bir sürü insanı da unutuyorumdur kesin… ama böyle durumlarda hep birileri unutulmaz mı zaten?

YGA garip bir dönemde yazıldı, garip bir dönemde çizildi, garip bir dönemde basıldı. Her haliyle bende yeri ayrı, ve garip olacak. Kitabı abimin ölümünden bir ay sonra teslim etmiştim yayınevine. İlginçtir ki, kitabın çizimleri de Buket Topakoğlu’nun zor bir döneminden hemen sonra teslim edildi.

Çıktığı tarihte, bir yol ayrımındayım. Bu günlerde sık sık Neil Gaiman’ın Dağı geliyor aklıma.

Her zamanki gibi anlatmak istediğim bir sürü şey var; ama hepsinin kendi zamanını beklemesi gerekecek. Şu çılgınlıklar bir geçsin. Teker teker geçsin. Hepsinden bahsedeceğim.

O sırada, Gökyüzü Krallığı’nın 3. ve son kitabıyla uğraşmaya devam etmem gerek. Adı daha belli değil. Ya YBT olacak… ya da GP.

Herkese iyi bayramlar.

Defterler

her yerde defter… yerlerde defter… kimin bu defter… bilemiyorum…

Hayatım boyunca defterlerim oldu. Bunun o kadar da blog-değerli olmaması gerekiyor. Sonuçta yazıyorum ve yazmak için de defterlere ihtiyacım var; yine de son zamanlarda düşünüyorum, her defterin şu ya da bu şekilde bir hikayesi, bir anlamı var. Ne için kullanıldıkları, ne zaman nerede alındıkları, ne kadar dolduklarıyla hepsinin yeri ayrı. Özellikle de Kırmızı Saçlı Kız‘ın aldıkları. Onların yeri hep ayrı.

Geçtiğimiz yıl bu vakitlerdi. Sonbahar iyiden iyiye kendini göstermeye başlamıştı. Ben Yeryüzünden Gelen Adam’ı henüz birkaç hafta önce teslim etmiştim ve yeni bir işe başlamıştım. Eskisinden daha büyük bir kanalda, bu sefer 24 saat yayın yapan bir haber kanalında işe başlamıştım ve korkuyordum. Kaçırdığım ve kaçırabileceğim tüm planlarım için korkuyordum.

İşte o zaman aldı Kırmızı Saçlı Kız köpekli ajandamı. Haftalarca her gittiğimiz kitapevine, her kırtasiyeye baktığını hatırlıyorum. Ben o sırada defterlerin önemini kavrayamamıştım; ama o çoktan biliyordu. Böyle bir dönemde bana eşlik edecek olan ajandam, bir meslektaş, bir suç ortağı kadar önemliydi.

Onun, benim aksime çok belli istekleri vardır defter ve ajandalarından. Ajandanın 16 aylık olmasını, akademik takvimlere göre düzenlenmiş olmasını ister. Yeterince küçük olmasını; ama not alacak bol yeri olmasını ister. Sayfalarında dikkat dağıtacak sözler, resimler vs. olmamalıdır; ama kapağı çantadan her çıkardığında gülümsetecek kadar güzel, ve bir o kadar da özgün olmalıdır.

Benim ayrıntılı isteklerim daha çok kalemlerden yana. Kurşun kalemle yazmam. Uniball’un bir serisi vardır kullandığım, ve başkasına gitmem. Tükenmez kalemin olabildiğince yumuşak yazması gerekir, fazla mürekkep akıtan kalemler gözümde haindir. Dolma kalemlerimin basit olması, yağ gibi kayması gerekir. Tombalak kalemleri sevmem, ince uzun kalemleri hiç sevmem.

ama kalemler başka bir yazının konusuKırmızı Saçlı Kız‘ın bana aldığı farklı defterler var.  Bir önceki işyerimde not aldığım defterimi doldurduğumda haykırışlarımı o duymuştu. Retro Kamera defteri bunun sonucu geldi. Şimdi envai çeşit notlarımın ilk durağı orası. Yeni bir fikir,  gelişmekte olan bir proje, işle ilgili bir ayrıntı… Hepsi yolcuğuna oradan başlıyor.

Cinema Paradise‘ın önemi önümüzdeki aylarda belli olacak. Kalkıştığımız çılgın bir işte Kırmızı Saçlı Kız ve bana, o ve Retro Circus eşlik ediyor. Her gün uğraşmamız gereken yüzlerce ayrıntıyı tek tek not ediyor, bize hatırlatıyorlar. Kötü çizimleri, iyi çizimleri ve okunamayan yazıları saklıyorlar.

Gökyüzüne Düşen Kız’ı yazmaya başlarken kağıtlara notlar alıyordum; ama kısa süre sonra böyle baş edemeyeceğimi anladım. Puantiyeli defter, diğerlerinin aksine küçük bir lise defteri; ama Gökyüzü Krallığı serisi için notları barındırdığından belki de şu an içinde en çok hazine bulunduranı.

Bir de diğerleri var tabii. Kafasına Göre Dergi de defterlerin önemini biliyor olmalı. Zira, dergiye öykü yazdığım ilk sayıyla birlikte bana bir de defterlerini gönderdiler. Henüz boş; ama hain planlarım var.

Ve daha bir hafta önce aldığım çizgiromanlı defter… çünkü… çizgiromanlı güzel dokulu bir defter varsa neden almayayım ki?

Hayatımızın ilginç bir dönemindeyiz. Rollercoaster üzerindeysek, en tepeye çıktık. Artık son santimleri pistonlardan gelen BUF BUF BUF sesleriyle (piston sesi bu mudur yav?) yavaş yavaş çıkıyoruz. En tepeden son kez etrafımıza bakacağız, ve tam Buna hazır değiliz, diye bağırırken son sürat aşağı gitmeye başlayacağız.

Yeni doktora defterleri, hesap defterleri, yönetici karar defterleri…

İşte asıl çılgınlığı siz o zaman görün.

%d blogcu bunu beğendi: