22 Mayıs, İptal Olan Nublu İstanbul Konseri

Çünkü bu önemli.

Ben Glass. İstanbul’da indie-elektronika türünde müzik yapıyorum. 22 Mayıs Cuma günü, grup lansmanı için Nublu İstanbul’da konser vermem gerekiyordu; ama ekipmanım çalındığı için veremedim. Şimdi size neler olduğunu anlatacağım.

Konser için soundcheck’imizi bir gün önce yapmamız gerekti; çünkü basçımız İnanç’ın işten çıkış saati cuma gündüz soundcheck yapmaya uygun değildi ve mekanın sesçisinin de işi olduğu için perşembe gece yapmak daha uygun oldu.

Hikayeye başlamadan söyleyeyim, her şeyi olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum; ama asıl hikayeden bağımsız şeylere de değinmeden edemiyorum. Malum, böyle şeyler insanın sinirini bozuyor.

İlk olarak sesçinin mekanın akustiğinin çok kötü olduğu ve elektrik tesisatında problem olduğu söylemleriyle karşılandık. Soundcheck sırasında İnanç’ın yeni aldığı ses kartı bozuldu, sesçi arkadaşı ufak çaplı da olsa elektrik çarptı.

Türlü aksaklıkların sonunda soundcheck bitti. Ses kartı, MacBook, İnanç’ın bası, midi klavye, mikrofon, kablolar sahnede kurulu kaldı. Normalde hiçbir yerde yalnız başına tek bir saniye bırakmadığım, başka bir arkadaşıma, birine gittiğimde, dışarı çıkarken yatağın altına saklayıp gittiğim, 2012’den beri her şeyimin içinde olduğu MacBook Pro’mu o gün orada bıraktım. Soundcheck’in başında  sesçi ve sahne amiri eşyaları orada bırakabileceğimizi, aşağı kimsenin inmediğini, sahne alanının konsere kadar kapalı olduğunu söyledi. Sahne amiri “isterseniz bilgisayarınızı alabilirsiniz” demişti; ancak 3 saatlik soundcheck’in sonunda envai çeşit sorundan sonra, sesçi kurulumu olduğu gibi bırakmayı önerdi, aşağı kimsenin inmediğini yineledi. Biz de kabul ettik.

Haliyle, burası sürekli konser verilen bir alan, ve soundcheck sonrasında kimse ekipmanına bekçilik yapma gereği duymaz, genelde konserden saatler önce yapılır, o arada zaman geçer, yemekler yenir, kimse ekipmanın başında beklemez.

Ertesi gün.

Konser saat 11 gibi başlayacaktı. Hazırlıkları tamamladıktan sonra ben 9 civarı gittim. Henüz diğer arkadaşlarım yoktu. Öncelikle yine konudan bağımsız; ama çok rahatsız edici bir şey oldu.

Mekana iki kişi geldi. Bir çalışana akşam kimin konseri olduğunu sordular. Çalışan “öyle biri,” gibi bir cevap verdi. Mekana gelenler devam etti, “Ne tür bir müzik, dinlemek istiyoruz,” dediler. Çalışan da “yani adı sanı bilinmez biri,” dedi. Gelen ikili şaşırdı, “Alakasız biri mi çıkıyor? İnternette falan da mı yok bilgisi?” dediler. Adam da “Evet,” dedi ve gelenleri gönderdi. Haliyle kötü hissetttim ve adama bir şey diyemedim bile.

Asıl noktaya dönüyorum, bu manzaraya izledikten sonra, sahnede yapacağım birkaç düzenleme (mikrofonuma küçük tilkiler bağlayacaktım, bir masanın yerini değiştirecektim) için alt kata indim ve sahneye geldiğimde bilgisayarımın yerinde olmadığını farkettim.

İlk düşündüğüm şey birinin “Bu önemli,” diye düşünüp herhalde konsere kadar bir yere kaldırdığıydı. Zaten her yeni gelen kişinin ilk düşündüğü şey de o oldu. İlk gördüğüm kişiye sordum. Bilmiyordu. 10-15 dakika içinde mekanın çalışanları seferber olmuş, bilgisayarı aramaya başlamışlardı. O sırada arkadaşlarım da geldi, aramalar devam etti; ama bulunamayınca mekanın kamera görüntülerine bakmaya başladık.

Saat 18.00 sıralarında bir hırsız gelmiş, sahneden bilgisayarı almış, bir yere koymuş, bahçeden dışarı çıkmış, sonra belli ki çıkış yolunu bulmuş olarak geri dönmüş, 20 dakika mekanda başka yerlere bakmış, o sırada mekandan da başka şeyler çalmış, ve son olarak hepsini benim pembe Eastpak çantama doldurup 18.20’de bahçeden çıkmıştı.

Hırsız, ne alacağını da biliyor gibi duruyordu. MacBook Pro’mla birlikte, başka bir yerden, sesçinin oldukça pahalı olduğunu söylediği kulaklığını, ve mekanın ofisinden ofis bilgisayarını çalmıştı (görüntülerden anladığımız kadarıyla pembe çantamı çalma nedeni de, hepsini rahatça taşıyabilmek, yoksa laptop çantamı da çalabilirdi).

Sahnenin olduğu kattaki bahçe kapısı neden açıktı, diye sorduğumuzda “temizlik olduğu zaman bazen açıyorlar” denildi. Hırsızın 20 dakika nasıl dolaştığını, kimseyle nasıl karşılaşmadığını, tüm bunların nasıl olduğunu onlar da bilmiyordu.

O şok haliyle, bir süre görüntülere baktık, ancak 11 civarı polisi aramayı akıl ettik. Polisi kendimiz aradık. Polis görüntülerle karakola gidip ifade vermemizi söyledi. Biz de görüntüleri bir flaş diske alır almaz İstiklal Caddesi’ndeki Taksim Polis Merkezi’ne gittik.

Dakika dakika incelediğimiz görüntüleri paylaştık (hırsızın yüzünün göründüğü, girdiği, çıktığı yerler not edildi), tam olarak neyin çalındığını söyledik. Metalik gri MacBook Pro ve Pembe Eastpak sırt çantası. Sabaha karşı 4 gibi, folloş olmuş bir şekilde eve döndük.

Ertesi gün.

İlk şoku atlattıktan sonra geldi aklımıza bir “zarar”ımız olduğu, ve bunun karşılanması gerektiği. Sağolsunlar, mekanın muhasebe müdürü de e-posta atmış, görmeyince de telefonla ulaştı. Cumartesi öğleden sonra konuştuk. Kendilerinin de hiç beklemediğini ve şaşkın olduklarını söyledi. Zararı karşılamak için sigortaya başvuracaklarını, bu yüzden de karakoldaki ifademize ihtiyaçları olduğunu söyledi. Biz de tamam dedik, karakola gidip ifadeyi alabileceğini söyledi. Muhasebe müdürü bunun bir süreç olduğunu, sigorta sonucunun ne kadar zamanda çıkacağını, olumlu olup olmayacağını da bilmediklerini söyledi, biz de sigorta sürecinin mekan ve sigorta şirketi arasında olduğunu söyledik. Ben, sadece müzik değil, iş için de aynı bilgisayarı kullanıyorum ve bu durumun işimi aksattığından, dolayısıyla bir an önce tazmin edilmemiz gerektiğinden bahsettik. Ama ertesi gün kendileri böyle bir şekilde aradığı için iyi niyetlerine dayanarak hafta başına kadar rahatsız etmemeye karar verdik.

Haftabaşında, karakola gittiklerinde ifadeyi alamadılar, sadece imzalayan kişi alabiliyordu. İfadeyi alan polisin mesaisiyle ve kendi çalışma koşullarımızla örtüşebilmesi için bir gece tekrar polis merkezine gittik. Bekledik, saat 2’de ifadenin kopyasını aldık.

Ertesi gün.

Muhasebe müdürüne ifadeyi ve bilgisayarın faturasının kopyasını teslim ettik. Bu arada bir telefon görüşmesi daha yaptık. Kendisine sigorta sürecinin bizi bağlamaması gerektiğini, ve bir an evvel çözmek istediğimizi söyledik. O da, yetkililerle konuşup döneceğini söyledi. Bu süreçte, mekanın sahipleri  / işletenlerinin de konudan haberdar olmasını istedik; ama ne zaman iletşim bilgilerini istesek, kesinlikle vermediler.

Birkaç gün sonra, muhasebe müdürüyle tekrar konuştuk. Olaydan 1 hafta geçmişti ve artık her seferinde arayan taraf olmaktan, gelişmeleri öğrenmek için bizim sormamızın gerekmesinden bıkmıştık. Son arayışımızda sigorta eksperinin geleceğini, inşallah 1 hafta içinde çözeceklerini söyledi. Tamam dedik.

Bu arada, bizimle sözleşme imzalamak istediklerini söylediler. Doğrudan bilgilerimi istediler. Sonradan sorunca sigorta için olduğunu söylediler. Sözleşmeyi görmek istediğimi söyledim, gönderdiklerinde konser gününe dönük bir sözleşme olduğunu gördüm. O gün konser vermek için anlaştığımızı gösteriyordu. Sözleşmeyi avukatımıza gösterdik. Sözleşmede aleyhime kullanılabilecek maddeler olduğunu, bunları değiştirerek imzalamanın daha doğru olacağını söyledi. Konserin iptalinin ancak deprem, sel gibi felaketlerle gerçekleşebileceği maddesi; ekipman çalınması durumunda da iptal edilebilir diye değiştirildi. Kendilerine sözleşmenin düzenlediğimiz halini gönderdik. Ancak böyle imzalayacağımı söyledik. Sonra avukatımla görüşmek istediklerini söylediler. Ertesi gün avukatımla konuştuklarını, sözleşmeye gerek olmadan olayı çözmeye çalışacaklarını söylediler. Avukatımsa kimsenin kendisini aramadığını söyledi. Böyle bir belirsizlik içinde, şu gün olacak, bu gün bunu yapacağız diyerek geçip giden günler yaşadık yani.

Birkaç gün sonra yine aradık. Yine konuştuk. Eksper gelmişti. Muhasebe müdürü, pazartesi ya da salı günü sonucun çıkacağını söyledi. İşletmeciyle konuştuklarını, sigorta sonucu ne olursa olsun zararımızın karşılanacağını söyledi. Salı günü sonuç hala çıkmamıştı. Mahcup olduğunu belirten muhasebe müdürü çarşamba günü kesin sonuçla geleceğini söyledi.

Sonrasında, sigortanın olumsuz döndüğünü, buluşup konuşmak istediklerini söylediler. Görüşmeye gittik, derdimizi tekrar yüzyüze anlattık. Zararın bir kısmı karşılayabileceklerini söylediler. “Orta yolu bulalım” dediler. Onlara ikinci el bilgisayar satmadığımı, kendi sorumlulukları altında ekipmanımın çalındığı için, böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi söyledim. Böyle bir olay üzerinden pazarlık yapmayacağımızı söyledik. En önemlisi de, artık iki hafta geçtiğini, ve benim yerimde başka bir müzisyen olsaydı böyle davranmayacaklarını belirttim.

İşverenle yine konuşacaklarını söylediler. Artık konuşulan kişiyle görüşmek istediğimizi söylediğimizde mekan sahibi İlhan Erşahin’in de, işletmeci Yakup Bey’in de bizimle muhattap olmak istemediklerini söylediler.

Ertesi gün.

Muhasebe müdürü gündüz aradı. İşletmecinin karar verdiğini, şu anda bizim için aynı özelliklere sahip bir ikinci el MacBook Pro baktıklarını söyledi. Bunun gerçekten saygısızca olduğunu düşünüyorum, ve her geçen gün bu teklif karşısında ben utanıyorum. Sanki ticari bir alışveriş yapmışız gibi, bir malın bedeli üzerinden kendilerince adaletli bir tazmin anlayışına geçtiler. Yine ikinci el bilgisayar satmadığım için, böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi, zararımın tamamını karşılamaları gerektiğini belirttim. Muhasebe müdürü, bir rahatsızlığı yüzünden gelip konuşamayacağını, mekanın etkinlik organizatörü ile konuşup döneceğini söyledi.

Etkinlik organizatörü ile telefonda konuştuk. 22 Mayıs’tan beri bizimle tek muhattap olan kişi muhasebe müdürü olduğu için, kendisine tüm olayı, tüm derdimi ayrıntılı anlatmaya çalıştım. Ve iki haftadır, artık oyalanıyor olduğumuzu hissettiğimi, ve Nublu’nun iki haftadır olan tavırlarına çok şaşkın olduğumu belirttim. Konuşurken sakin değildim; ama açıkçası karşımda bağırarak ‘O gün yapmam gerekeni yaptım, kamera kayıtlarını açtık, baktık, ertesi gün girmişsin, trip yapmışşın, her yere Nublu İstanbul, Nublu İstanbul yazmışsın, ekipmanlarım çalındı yazmışsın, bir ekipmanın çalındı’ diyen bir organizatörle karşılaşmayı beklemiyordum. Hiçbir yere Nublu İstanbul diye yazmadığımı, etiketlemediğimi ve ekipmanlar değil, ekipman yazdığımı söyledim. ‘Arkadaşların yazmış’, cevabını aldım, ‘ben buna engel olamam ama, ben yazmadım’ dediğimde, ‘e ben de buna engel olamam’ cevabını aldım. Gerçekten saygısızlaşan karşılıklı bir konuşma, organizatörün ‘ben olsam o bilgisayarı orada bırakmazdım’ cevabıyla son buldu. Kendi sinirlerime de hakim olamadığım için, ve karşımdaki insan da bana bağırıyor olduğu için daha fazla konuşamadım ve telefonu eşim aldı. Onunla konuşurlarken etkinlik organizatörü ikinci el bilgisayar kararlarını açıklarken, “sigorta da ödese yıpranmışlık payından bedeli düşecekti, yine daha az para verilecekti” gibi bir şey söyledi. Eşim de, bunun çalınan şeyin bedeliyle değil, işletmenin anlayışı ve yaklaşımıyla ilgili olduğunu söyledi. “16’sında Mirkelam çıktı, ayın şey onun başına gelseydi, ertesi gün yenisini alıp karşılamaz mıydınız?” sorusuna aldığımız “Evet,” cevabı zaten her şeyi açıklar nitelikteydi. Etkinlik organizatörü, derdimizi anladığını söyledi, eşime de bana bağırdığı için özür diledi. Telefonu avuklatların devreye girmesi fikriyle kapattık.  Şöyle olacaktı, etkinlik organizatörü işletmeciyle konuşacak, bir kez daha bu durumu kabul etmediğimizi ve bu haliyle daha fazla görüşmeyeceğimizi, artık avukatımızla görüşeceklerini söyleyecekti.

Etkinlik organizatörü işletmeciyle konuştuktan sonra bizi aradı. İşletmecinin de kendi avukatına danıştığını, avukatın “hukuki olarak bir şey yapamazlar” dediğini, ve işletmecinin “eğer ikinci el macbook teklifini kabul etmeyip hukuki yola başvuracaklarsa da, o teklif artık masadan kalkacak, dediğini aktardı.

Etkinlik organizatörüyle konuşan eşim de, teklifi masadan alıp istediklere yere koyabileceklerini, bundan sonra da avukatla görüşmelerini söyledi.

Ardından etkinlik organizatörüyle avukatımız konuştu. Etkinlik organizatörü bizi Yakup Bey’le görüştürmeye çalışacağını söylemiş. Şunu da belirtmeliyim, avukatımız da konuşmasından sonra etkinlik organizatörü için “iyi niyetli ve yardımcı olmaya çalıştığını düşünüyorum” dedi.

Haftanın başından beri, avukatımız dışında kimseyle iletişime geçmedik, avukatımız da Nublu’dan haber bekledi tüm hafta. Telefonda, konuştuk, konuşacağız derken yine zaman geçti.  Hatta, en son birkaç kez telefonla hem muhasebe müdürü, hem de etkinlik organizatörünü aradı; ama telefonlara yanıt vermediler.

Olayın üstünde 3 hafta geçti. Hala tazmin edilmedik.

Bu noktada söylemek istediğim bir iki şey var, onları da söyleyip bu uzun yazıyı bitireceğim.

Nublu benim için koskoca bir hayalkırıklığına dönüştü. 3 haftadır hiçbir işimi yapamıyorum, müzikle / işle / tüm hayatımla ilgili her şeyin olduğu bilgisayarım gitti. Polis tarafında bir gelişme yok. Tek istediğim şey başından beri bilgisayarımın bulunması. Bunu mekana da başından beri söylüyorduk, benim bilgisayarım bulunduğu an geri alın tazmin edeceğiniz parayı/bilgisayarı diye. Çıkmamız gereken konserleri bu süreçte iptal etmek zorunda kaldık. Normal şartlarda 2015 sonbaharına hazırlıyor olduğumuz albüm çalışması, böyle sinir bozucu bir şekilde rafa kalktı.

Ünlü biri çıksaydı ertesi gün tazmin edeceklerini bile açık açık söyleyebilen, işletmeci ve mekan sahibinin bizimle muhattap olmak istemediğini belirten, bizi sürekli oyalayan bir mekandan artık tek bir şey talep etmiyorum.

3 hafta boyunca beni oyaladıkları zamanı, yapamadığım işlerin tazminini de istemiyorum.

Terbiyesizce ikinci el bilgisayar vermeyi teklif eden bu yer için sadece hakettiklerini bulmalarını diliyorum.

İşletme sahibinin muhattap olmak istememesini bir yere kadar anlarken, bir müzisyen olan İlhan Erşahin’in diğer bir müzisyenin kendi mekanında başına gelenlerle ilgilenmemesi ve benimle muhattap olmak istemediğini söylemesi beni ayrı üzdü; ama artık bununla da ilgilenmiyorum.

Beni bu şekilde mağdur eden bir mekanla ilgili sadece olanları yazmak istedim ki bilinsin.

TL;DR: 22 Mayıs’ta Nublu İstanbul’da konser verecektim. Konser mekanında, sahnedeki bilgisayarım çalındı. Tazmin edeceğini söyleyen işletme 3 haftadır hala tazmin etmedi. Sonunda da “ikinci el muadiliyle değiştirelim” dedi. Üstelik mekan sahipleri bizimle muhattap olmak istememiş. Bir de, “ayın şey ünlü birinin başına gelseydi ertesi gün karşılamaz mıydınız?” soruma “Evet,” diye cevap verdiler. Ben artık kendilerinden bir şey beklemiyorum. Ne halleri varsa görsünler.

Not: Bilgisayarımın seri numarası C02J51HWF1G3, ingiliz klavye, mid 2012 MacBook Pro. Olur da gittigidiyor’da sahibinden.com’da, bir şekilde bir yerde gören olursa diye…

Reklamlar

Yazar: A. Orçun CAN

Yazıyorum, okuyorum, çekiyorum, izliyorum... ama ters sırayla..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s