Öcüler Yetişkinler İçin Öcüler (Yazı)

Belki de “90’larda çocuk olmak” yazdırıyor bu yazıyı bana. Belki de sadece hikâyelerin gücüne inanmanın gerekliliği; ama uzun süredir üzerine düşündüğüm, okuduğum, izlediğim bir soruydu. Çocuk kitapları ne kadar korkunç olmalıdır?

Sürekli anneler ve babalar görüyorum. Çocuklarına aldıkları kitapların ne kadar korkutucu olduğunu tartan, ölçüp biçen, hatta zaman zaman yazarlarına kızgın mektuplar atan… “Kitabınıza ölüm koyduğunuza inanamıyorum,” diyen, ya da “Dev gibi, kapkara bir canavarın çocuklarımızın uykusunu kaçırdığının farkında mısınız?” diye soran ebeveynler. Yerim onları ben.

Harry Potter ve Sırlar Odası çıktıktan sonra J.K. Rowling bir mektup almış. Bir okurunun ebeveyni güzel güzel açıklamış mektupta: “Kitaplarınızı beğenerek okuyoruz… Kızım/oğlum çok seviyor. Yalnız bu seferki kitap biraz korkutucuydu. Çocuklarımın kötü etkilenmesini istemiyorum. Sonraki kitaplarınızda korku dozunu düşürürseniz sevinirim”. J.K. Rowling açık ve net bir cevap yazmış bu mektuba: “Sonraki kitabı okumayın.”

Kendisi böyle bir muameleyle karşılaşan ne ilk, ne de son yazar. Kaldı ki; kitaplarının çeşitli kilise toplulukları tarafından çocukları “büyücülük, cadılık vs.” kavramlarına özendirdiği nedeniyle sert eleştiriler geldi. Eleştiriler mahkeme davalarına, kütüphanelerden yasaklanan kitaplara dönüştü. Her ne kadar bu davalarda hep kazanan taraf olmuşsa da Joanne Hanım’ın canının ne kadar sıkıldığını tahmin edebilirsiniz.

Bir Neil Gaiman örneği de var elimizde. Coraline kitabını okuyanlar, filmini izleyenler bilir ne kadar rahatsız edici ve korkutucu olabileceğini. Neticede tüm kitap onu gerçekten annesi olduğuna inandırmaya çalışan, gözlerinin yerine dikilmiş düğmeler olan ve kızından da kendi gözlerine düğme dikmesini isteyen bir kadını, kızının gerçek annesini tekrar bulma çabasını anlatıyor. Yukarıda bahsi geçen ebeveynlerin koşarak kaçmaları gereken bir kitap. Buldukları yerde üzerine benzin döküp yakmaları gereken, demiryollarında rayların üstüne bırakıp üstünden trenle geçmeleri gereken, ayağına ip bağlayıp denizin dibine göndermeleri gereken bir kitap. Bu ebeveynler bir harika dostum!

Neil Gaiman’ın bu çok satan kitabıyla ilgili ilginç bir tespiti var. Doğruluğuna da kesinlikle inanıyorum. Diyor ki: “Fark ettiğim şey şu oldu. Yetişkinler çocuklara göre bu kitaptan daha çok korktu”. Bu sözün doğruluğuna çok inanıyorum. Neil Gaiman da konuşmasının devamında diyor zaten. Görmüş geçirmiş bir yetişkin beyni tüm bu korkuyu, dehşeti, vahşeti, iğrençlikleri rahatlıkla etiketleyerek kendi içinde büyütebiliyor; ama mucizevi çocuk aklı yalnızca hikâyeyi takip ediyor. Eğer korkuyorsa kitabın genelinden değil, korkulu bölümlerinden korkuyor, kitapta gördüğü karakterlerle birlikte korkuyor, korkuyu onlarla aşıyor. Ona aferin değil mi?

Tekrar yazının başında bahsettiğim şeye dönüyorum şimdi. 90’larda çocuk olmak. Sık sık bahsettiğim bir örnek vermek istiyorum. Benim sinemada izlediğim ilk film “Aslan Kral”dı. Hala da tüm Disney çizgi filmleri arasında benim için ayrı bir yeri vardır. Aslan Kral’da ve 2000’lerden önce çekilmiş çoğu çocuk filminde artık göremediğimiz sakıncalı görüntüler vardır. Bunların elbette en meşhuru Simba’nın babasının amcası tarafından, uçurumdan (eziyet edilerek) atılması ve öldürülmesi. Film bunu bize sadece anlatmaz, aynı zamanda da gösterir. Bunu çok rahatlıkla söylüyorum ki; artık Disney, Dreamworks ve benzeri herhangi bir stüdyonun elinden çıkma hiçbir çizgi filmde böyle şeyler göremiyoruz. Hatta o kadar titizlikle işleniyor ki her şey; senaryo gereği bir savaş olacaksa, baltalar, mızraklar konuşacaksa bile kimse zarar görmüyor. Birbirine vuran kılıçlar, havayı yaran baltalar, çok işlevli kalkanlar görüyoruz. Yaralanma yok, kan yok, ölüm ı-ıh.

Aslan Kral’ı izledikten sonra ağladığımı hatırlıyorum. Simba’nın babası öldüğü için ağlamıyordum. Tamamen mutluluktan ağlıyordum. Çok mutluydum; çünkü benim amcam yoktu. Dayım vardı, halalarım vardı, teyzelerim vardı; ama amcam yoktu ve bu yüzden babam hiçbir zaman uçurumdan atılamayacaktı (60 yaşında bugün hala uçurumlarla arasında bir tatsızlık çıkmadı).

Bu inanılmaz bir güç değil midir? Bir çocuk aklına, nereden neler getirebileceği, hikâyelerin bizi nereden alıp nereye götürebileceğini çok iyi anlatmaz mı? Başka bir örnek vermek gerekirse. Aynı Disney filmleri yüzünden, Külkedisi, Pamuk Prenses vs. masallarından çocukluğumuz boyunca “üvey anne” figürünü gözümüzde büyütüp öcüleştirmedik mi? Bunun ebeveynleri boşanmış çocuklarda hiçbir etkisi olmadığını kimse iddia edebilir mi? Kırmızı Başlıklı Kız’da, kurdu karnını yararak öldürmüş olmalarına rağmen, yine de belki hortlar, bir şey olur da tekrar peşlerine düşer korkusuyla karnını taşla doldurup, dikip, nehrin dibine atmıyorlar mıydı? Öyleyse bu biz çocuklara düşmanlarımıza, bize kötülük eden insanlara karşı nasıl davranmayı öğretti? Kendi çocukluğumu da geçiyorum şu an. Daha da eskiye gidelim. 1988 yapımı Masum Sanık Roger Rabbit filmi (Who Framed Roger Rabbit). Looney Toon’larla insanların bir arada yaşadığı Space Jam gibi filmlerin ilk örneklerinden, belki de hakikaten ilki. Bu filmin bir sahnesinde dünyalar şirini bir ayakkabı teki görürüz. Yavru bir köpeğe benzetilmiştir. Yalnız kaldığı için korkmuştur. Yardım etmesi umuduyla korkutucu görünümlü bir yargıcın bacaklarının arasına saklanır. Yargıç yavru ayakkabıyı alır, karıştırdığı özel bir asit karışımına götürür ve yavaş yavaş, eziyet ederek asitin içinde öldürür yavru ayakkabıyı. Bir çocuk filminde yapar bunu. Ben bugünkü halimde bu sahneyi zor izlerken o zamanın çocukları kim bilir nasıl tepkiler veriyordu. Bu saydıklarımın hepsi ebeveynleri telaşlandıracak şeyler değil mi?

İşte tüm bu soruların cevabı bugün, yirmi üç yaşımdaki halimde. Ortada delirmiş bir şekilde gezinen bir manyak değilim. Çevreme, neslime baktığım zaman da o delirmiş manyaklardan çok fazla göremiyorum. Bize bir şey olmamış galiba? O narin ve her şeyden çok etkilenen çocuk beyinlerimiz öyle güzel atlatmış, ve kim bilir, muhtemelen öyle güzel faydalanmış ki çocukluktaki hikâyelerden…

Evet bir çocuk kendini Pokémon sanıp beşinci kattan atlamış. Eminim bir başka insan izlediği, dinlediği, okuduğu bir şey yüzünden kafayı sıyırdı. Hatta John Lennon’ın suikastçısının bile cebinden “Çavdar Tarlasında Çocuklar” çıkmamış mıydı? Peki tüm bu istisnalar kaideyi bozacak mı? Sanki bozmamalı.

Bugünün çocuklarına birazcık acıyorum. Bizim kadar korkusuzca salıverilmiyorlar çünkü hikâyelere. Okuyacakları, izleyecekleri hep özenle hazırlanıyor, özenle seçiliyor, ve çoğu ebeveyn de hoşlarına gitmeyen şeylerle karşılaştıklarında, Rowling örneğinde olduğu gibi kendilerine hak görüyorlar: Sizin yazdığınız kitabı, ben istiyorum diye, siz değiştirmelisiniz. Bu çok mantıklı. Hadi durmayın. Yapın. Teşekkür etmenize gerek yok. Vazifemiz. Bir ebeveynden daha çok sevdiğim tek şey, iki ebeveyndir.

Chuckie vardı biz çocukken. Zirilyon tane daha bir şeyler vardı; ama bu örnek için önemli olan Chuckie. Ben daha okula bile gitmiyordum. Bir gece ağabeyimle oturup izlemiştik. Bir oyuncak bebek manyak bir seri katilmiş meğersek. Dın! Dın! Dın! Sonra ikincisini de izledik, Chuckie’nin gelinini de izledik. Hepsini izledik. Küçücük yaşımızda, küçücük kafalarımızın içindeki kocaman hayalgücümüze evdeki her oyuncağın, her Action-Man’in bizi öldürebileceğini kazıyana kadar ne kadar Chuckie varsa hepsini izledik. Günlerce çok korktuğumu, uykularımın kaçtığını da hatırlıyorum; ama sonunda geçti. Bir şekilde geçti. Şimdi dönüp baktığımda iyi ki izlemişim diyorum; ama niye iyi ki izlemişimdir onu da bilmiyorum. Bilinçaltıma güveniyorum bu konuda daha çok.

Siz sanıyor musunuz ki bugünün çocukları “Chuckie”leri izlemiyor? İzliyorlar. En az bizim kadar heyecanlılar, korkuyorlar, korkmayı seviyorlar. Onlar da yazlığa gittiklerinde gece uykularını kaçıran o korkunç hikâyeleri dinliyorlar ağabeylerinden, ablalarından. Sevmiyorlar korkmayı; ama bir şekilde hikâyeler onları çekiyor. Hikâyeler bunu yapar bazen. İnsanı kendilerine çekerler.

Her ne kadar dallanıp budaklansa da tek bir şeyden bahsetmeye çalışıyorum. Çocukların hayal gücüne, beyinlerine, vicdanlarına daha çok güvenmeli, aile kontrolünü biraz internet hizmet sağlayıcılarına bırakmalıyız gibi geliyor. Tabii demiyorum ki haydi okuma bayramında çocuklar Taht Oyunları okusun, hayata, yaşama, ilişkilere dair tüm zihinsel gelişmeleri koskoca bir travma üstüne oturtulsun. Ve yine tabii ki bazı kitapların gerçekten de yaşı vardır. Önce (bazen de sonra) okumak kitaba da haksızlık olacaktır; ama çocukluğumuzda okuduklarımız, izlediklerimiz bizde ne iz bıraktıysa, nasıl etkileri olduysa, biraz da bunları düşünerek çocuklarımıza okuyacak, izleyecek şeyler aramamız lazım gibi geliyor. On bir yaşında (hatta on) Harry Potter’a başlamamış tüm çocuklar için biraz üzülürüm ben çünkü. O çocuklar hiçbir zaman inatla bir yıl boyunca baykuş bekleyemeyecekler. Noel Baba’yı unuttukları bir yaşta tekrar saçma bir şeye inanmayacaklar, sonra bu akıllarına geldikçe gülümseyemeyecekler. Benim bildiğim ebeveynler çocuklarının her yaşta gülümsemesini ister.

Masalları oldukları gibi bilsinler, kendi derslerini çıkarsınlar istemez miyiz? Kırmızı Başlıklı Kız’ı, Küçük Denizkızı’nı, Üç Küçük Domuzcuk’u korkularıyla birlikte dinlemesinler mi? Peter Pan’i okurken hayallere dalıp, yıllar sonra aslında psikolojik sorunları olan bir karakter olabileceğini kanaat getirmesinler mi?

Yazıyı, G. K. Chesterton’ın, Neil Gaiman tarafından yorumlanmış bir sözüyle noktalamak istiyorum. Nitekim aslında ne demek istediğimi, neyin önemli olduğunu benden çok daha iyi vurguluyor:

Masallar bize ejderhaların gerçek olabileceğini söyledikleri için değil, onların da mağlup edilebileceğini söyledikleri için önemlidir…

Umarım her çocuk bir gün bir ejderhayı mağlup edebilir.

Temmuz 2013
 

2 thoughts on “Öcüler Yetişkinler İçin Öcüler (Yazı)”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s