Rutin (Öykü)

            Günlük rutinim konusunda çok hassasım. Bence kendine saygısı olan her insan bir programa uymalı, hiç değilse çabalamalıdır. Sabah kalktığında gecenin nasıl biteceğini bilmeli, günün tüm buhranını sıralı bir şekilde yaşamalıdır. Yoksa yaşamak eyleminin varoluşsal temelini kavrayamayız.

            Sabah kalktığımda ilk iş aynaya bakarım. Aynaya bakmak benim için çok önemlidir; çünkü her gün kendimden nefret etmenin yeni yollarını keşfetmeye çalışırım. Kendimizi daha iyi tanımadığımız her güne yazık. Aynada benlerimi sayar, yenileri çıkmış mı diye bakarım. Özellikle ten renginde olanlara özen gösteririm. Şekillerine, büyüklüklerine, üzerlerinde kıl çıkıp çıkmadığına dikkat ederim. Ten rengi benlerden kanser olunabiliyormuş diye okumuştum. Kanser rutine eklemek için önemli bir madde. Ne zaman geleceğini bilmek gerek.

            Kahvaltım genellikle iyice haşlanmış yumurta ve umutsuzluktan oluşur. Yumurta yapmadığım günlerde ise kahvemi içip çıkarım. Yatılı misafirlerim genelde şaşırır evimde çay olmamasına. Bundan hoşnut olduğumu söylemeliyim. Alışık olduğumuz şeyler vardır ya; camların bazen buğulanması, tıraş kolonyasının sadece tıraş sonrasında yakması, perdeler kapanınca odaların kararması, klozetlerde taharet musluğu, mutfaklarda çay olması gibi… Böyle ayrıntılar yok olduğunda insanlarda hep aynı his açığa çıkıyor. Merdivenlerden inerken son bir basamak daha olduğunu sanma hissi. Birkaç yıl önce iş için yurtdışına çıkmıştım. Taharet musluğu yoktu. O günden beri çay almıyorum.

            Evden çıkmadan önce mutlaka ceplerimi kontrol ederim. Anahtarlarımın, cüzdanımın, telefonumun yerinde olduğundan emin olmak isterim. İnsan mutsuzluğunun, hayal kırıklığının içinde tutanacak küçük şeyler arıyor. Anahtarlık, park yeri, buzdolabı magneti gibi şeylerin önemi burada gizli. O yüzden insanlar magnetleri kırıldığı zaman bu kadar üzülüyor. Evimde magnet bulundurmuyorum.

            İşe gitmek için otobüse binmem gerekir. Durağa yürürken yanından geçtiğim insanlara özellikle bakarım. Kimlerin benden daha mutsuz olduğunu anlamaya çalışırım. Kimlerin daha önce intihar edeceğini de. Otobüste vakit geçirmek için yarattığım küçük bir oyun var. Bu küçük oyunda ben dünyanın tek zalim hakimi oluyorum ve tüm bir otobüsü öldürme kudretine kavuşuyorum. Kudretim yanında şımarıklık da getirdiği için istediğim kişilerin canını bağışlayabiliyorum. Her sabah bu oyunu oynarken otobüsteki herkesi süzerim. Kimlerin ölüp, kimlerin yaşayacağına karar veririm. Güzel kadınlar genelde kurtulur; ama sayıları fazlaysa kayıp verirler. Şöförlerin hiç şansı yoktur, yaşlılar ve hamileler hep ilk gider. Otobüsten inerken oyunun son durumunu kontrol ederim. Eğer bir elimin parmaklarından fazla kişi kurtulmuşsa oyunu kaybederim.

            İşyerim bir bataklıktır. Beni ve iş arkadaşlarımı her gün milim milim aşağı çeker. Bu yüzden ofise girerken herkese tek tek selam veririm. Herkesin ne kadar acınası olduğunu bilmek isterim. Düne göre nasıl olduklarını, değiştilerse dün ne yaşadıklarını öğrenmeye çalışırım. Hayatlarını iyi yönde ilerleten gelişmeleri kendi yaşamımdan uzak tutmaya büyük bir çaba gösteririm. Herkesin ölmeye çalıştığı garip bir yarışta birinci olmak istiyorum.

            İşten çıkınca hemen eve gitmem. Özellikle yağmur yağıyorsa bir süre sokaklarda gezerim. Hayatımdan mutluluğu uzak tutmaya çalışsam da bu küçük yürüyüşlerimden keyif aldığımı söylemek zorundayım. Rejim yapanların nadiren çikolata yemesi, akciğerinden hasta yaşlıların ayda yılda bir sigara içmesi gibi bir şey benimki. Guilty pleasure.

            İngilizce’ye çok özenirim ve çoğu zaman tarihime kızarım. Kendi dilimizde kendimizi yeterince anlatamadığımızı düşünürüm. Dışarıda electrify gibi, juxtapose gibi sözcükler varken şehla sözcüğünün bu kadar uyduruk kullanılmasına tahammül edemiyorum. Bu yüzden çoğu zaman kendi kendime konuşurken İngilizce konuşurum. Hatta itiraf ediyorum, bazen kendimle talk show yaptığım bile olur.

            Akşam yemeğimi yatmaya yakın yerim. Akşam yemeği benim için çok önemlidir; çünkü günlük intiharımı bu sırada planlarım. Sebze ve küfür ağırlıklı yemekleri tercih ederim. Canımın haddinden fazla sıkkın olduğu zamanlarda dışardan da söylerim yemek. Yalnız yemeyi sevmem, kendimi tekinsiz hissettirir. Bu yüzden akşam yemeklerini olabildiğince yalnız yemeye çabalarım.

            Bulaşıkları kaldırdıktan sonra intihara kalkışırım. Haftanın gününe, burcumun o günkü falına, gazete başlıklarına ve arkada çalan şarkıya göre intihar şeklim değişir. Yağmur yağan günlerde balkondan atlamam; çünkü damlalara saygısızlık etmek istemem. Onlardan daha hızlı düşmek gibi bir iddiam yok. Daha güzel bir ses çıkardığım da söylenemez. Ateşli silahlarla intiharı sevmem, her zaman kendini öldürmek isteyen insanın bunu kendi elleriyle yapması gerektiğine inanmışımdır. Eminim büyük bir düşünür de savaşların ateşli silahlar çıkmadan önce çok daha onurlu olduğundan bahsetmiştir. İlaçlarla intiharı yorgun olduğum günlerde tercih ederim; ama özellikle keyfimin yerinde olduğu günler kolaya kaçmak istemem.

            Aslında hayatın güzel olduğuna kendimi inandırdığımda yatağıma yatarım. Yarın için olası intihar planlarını düşünür, geçirdiğim günün muhakemesini yaparım. Nerede hata yaptığıma, neden cesaret edemediğime kafa yorarım. Yarın kesinlikle daha şanslı olacağım konusunda kendimi kandırdığımda gözlerim çoktan kapanmıştır. Rüyasız, deliksiz, huzursuz bir uyku uyurum.

Reklamlar

2 thoughts on “Rutin (Öykü)”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s