Nasıl Zaman Yaratırız?

Bu soruyu iki ironiyle soruyorum. Birincisi, bu blogdaki son yazıdan beri 6 ay geçmiş. Belli ki zaman yaratamamışım. Kaldı ki bu yazıdan önce başladığım birkaç taslak blogun mutfağında yarım bekliyor. Aslında yazarların bloglarında başlayıp da btiremedikleri, dönmek için bir kenara bıraktıkları taslakların bir arada olduğu paralel bir evren de kesin vardır. 

İkinci ironiyse bu yazıyı yazmış ve yayımlamış olmam. Yani belli ki zaman yaratmışım. Hatta sırf zaman yaratabilmek için yazıyı otobüste kaleme alıyorum. Doktorayla ilgili ardı arkası gelmeden bir dizi iş için bilmem kaçıncı kez bir cumaertesi günümü okulda geçireceğim ve yarım saatlik ulaşımı değerlendirmeye çalışıyorum.

Geçenlerde çok sevdiğim — üstelik Türkiye’ye geldiğinde söyleşi yaptığım — Hugh Howey’nin paylaştığı bir tweet gördüm. Tweet bir yaşıtımdan gelmişti ve aşağı yukarı şöyle diyordu; bu yaşıma kadar pek çok işle uğraştım ve çoğunu iyi de yaptım. Bunların herhangi birine odaklansaydım, şu anda çok zengin/ünlü/başarılı olmuştum; ama dönüp CV’me bakıyorum da birbiriyle alakasız gibi görünen şeylerle dolu.

Sanırım millenial diye tabir edilen neslimin pek çok üyesi düşünüyordur benzer şeyleri. Ben de Kırmızı Saçlı Kız da çok fazla şeyle uğraşıyoruz. İşin aslı, hepsinden keyif de alıyoruz — ya da kazandığımız para keyif/güvenlik veriyor — ama insan gerçekten bazen derin bir of çekip sorguluyor bu zamansızlık halini.

Doktora araştırmamı çok seviyorum. Bir macera olarak doktora artık altıncı yılında tatsızlaşmaya başladı, ‘Bitse de gitsek,’ dedirtmeye başladı; ama yaptığım araştırma, sonunda ortaya çıkan metinler, böyle bir alana adımı koyabilme ihtimali, çok güzel şeyler.

Burada daha önce de bahsettiğim gibi yaptığım işler içinde yazarlığın yeri bambaşka. Yeryüzüne Bakan Teleskop geciktikçe herkesten önce benim içime fenalık geliyor. Bir sonraki iş — bir roman — de yazmaya başladığım ve hatrı sayılır yol kat ettiğim ilk taslağıyla bekliyor.

Akademi Hödükleri adıyla bir podcast serisine başlamıştık. Çok keyifli. Şu anda bir ara vermemize rağmen devam ediyor o da. Şaka maka 5 aydan uzun süredir, 20’ye yakın bölüm çıkardık. Üstelik insanlardan çok güzel tepkiler alıyoruz. Diğer işlere nazaran biraz daha az emek ve zamanla halloluyor olsa da, takvimlere, ajandalara eklenmesi gereken, başka şeyleri ittiren, bozan, kısaltan bir şey.

Bir de geliştirmeye başladığımız iki proje var. Biri dizi, diğeri film.

Bunların hepsinin üstüne çeşitli yerlere söz verdiğim ya da kendime not düştüğüm envaiçeşit yazı var. Gönderilmesi gereken öyküler var — ve öyküleri göndermeden önce yazmak lazım.

Var oğlu var. Bunların hepsini aynı anda yapacak zaman da yok. Üstelik daha çok çalıştıkça nasıl çalıştığım üzerine de daha çok kafa yormaya başladım. Hatta Akademi Hödükleri’nde ‘Nasıl Yazarız?’ sorusunu sorduğumuz bir bölüm bile var. Fark ettim ki ben uzun aralar veren, dinlenmeden işe geri dönemeyen biriymişim. Akşamlarımı kendime ayırmam gerekiyor, bazen birkaç gün hiçbir şey yapmadan durmam gerekiyor, televizyon boca edip bilgisayar oyunları oynamam gerekiyor, yemek yapmam gerekiyor. Kendimi yenilemem hatrı sayılır bir zaman alıyor ve o zamanı kendime vermedim mi uzun dönemde mutlaka etkisini hissediyorum.

Nasıl zaman yaratacağımıza dair bir soruya ilk cevabın, ‘E o zaman şu işi bitirene, buradaki iş sonuçlanana, şuradaki iş tamamlanana kadar daha az ara ver, bir süre dinlenme,’ olacağını biliyor ve bu cevabı elimin tersiyle itiyorum. GDK ve YBT için okullara gittiğim zaman bir konuşma yapmam bekleniyor. O konuşmalarda her zaman çocuklara dürüst bir şekilde anlatıyorum nasıl çalıştığımı ve o kitapların nasıl ortaya çıktığını. Çoğu da şaşkınlıkla dinliyor vaktimi bazen nasıl da boşa harcadığımı.

Durum bu ama. Ben böyle işliyorum. Ne yaratıyorsam, bir şeyler yaratabiliyorsam, onlar bu haddinden uzun dinlenme süreleriyle oluyor. Zaten çoğu zaman da asıl yapmam gereken işle ilgili kilit cevapları bu nadas zamanlarında buluyorum.

Şimdi gerçekten de zaman yaratmaya ihtiyacım var. Mart, Nisan ve Mayıs ayları çok yoğun geçti. Bir klip, iki şarkı, doktora için altmış sayfa, Akademi Hödükleri. Şimdi daha da yoğun olması gereken bir dönemi daha rahat geçirmenin yollarını bulmam lazım. Sanırım özünde doktora çalışmalarını bir şekilde tam zamanlı bir iş gibi düşünmem, ve diğer her şey gelip giderken bir yandan onlara sürekli devam etmem gerekiyor. Yoksa önce şunu bitireyim, sonra şuna geçeyim diyerek çözebileceğim bir noktada değilim. Nasıl olacak bilmiyorum; ama bir yolunu bulmam lazım.

Sonra öncelikler YBT’nin yayınevine teslimi, dizi ve film. Filmin senaryosu çıktıktan sonra romana dönebilirim sanırım. Belki. Bilmiyorum.

Belki tüm bunlar olurken yarım saatlik başka bir yolculuk yakalarım, buradan da haberdar ederim zaman yaratıp yaratamadığımı.

Bir saniye. Bu yazıya üçüncü kez dönüyorum, sürekli bir tamamlanmamışlık hissi var. Sanırım buldum, Hugh Howey. Paylaştığı tweet’e cevap olarak şöyle diyor yazar. 34 yaşıma kadar ben de böyleydim, kendimi bir şeye versem inanılmaz olurum diyordum; ama yapmıyordum. Sonra o yıl ilk romanımı yazdım. Sonraki beş yılda bir düzine roman daha yazdım. Her zaman gençsin, hiçbir şey için hiçbir zaman geç değil.

Hiçbir şey için hiçbir zaman geç değil.

Yazar: Orçun CAN

I write and read and shoot and watch - in reverse order.. // Yazıyorum, okuyorum, çekiyorum, izliyorum.. ama ters sırayla..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s