Tekinsiz Ufak Bir Sesten Başka bir Tekinsiz Ufak Sese

Genel olarak, daha fazla yazmaya çalışıyorum. Nedendir bilmem, yaz ayları hep daha verimli geçiyor benim için. Öyküler açısından şimdilik çok yol kat ettiğim söylenemez; ama hedeflerimden biri de kesinlikle buraya daha sık yazmak.

Bir süredir okumaya ayırdığım zamanı da artırdım. Son günlerde bitirdiğim Steven Johnson’ın “Everything Bad is Good For You” (Kötü Olan Her Şey Sizin İçin İyidir) kitabı kafamda en çok yer eden, beni en çok düşünmeye itenlerden. Son on yıllarda TV, internet ve bilgisayar oyunlarında yaşanan gelişmelerin sizi bir ekrana eblek eblek bakan insanlardan çok ekrana odaklanan ve beyin fonksiyonlarını geliştiren bireyleri dönüştürdüğünü yumuşak bir dille anlatan, harika bir kitap. Üstelik doktora çalışmalarımda da bana oldukça yardım edeceği kesin. Geç oldu; ama sonunda Romeo & Juliet’i de bitirebildim. Yalan söylemeyeceğim, Shakespeare’im fazla geniş değil. Daha önce Hamlet’i okumuştum. Sayısız film uyarlamalarını saymıyorum. Sırada Murakami’lerle devam ediyorum. Sahilde Kafka’yı sahilde okumaya başladım. Beni nereye götüreceğini çok merak ediyorum.

Diğer yanda, her zaman aklımın ücra bir köşesinde ufak, tekinsiz bir korku olmuştur. Hatta Kafasına Göre Dergi için yazdığım ilk öyküde (Bir Sabah Uyandığımda Neil Gaiman’a Dönüşmüştüm) de bu korkuya değinmiştim. Bu ufak tedirginlik bana bir gün fikirlerimin biteceğini, yazacak bir şeyimin kalmayacağını söyleyip duruyordu. Bugün kafamı toparlamak adına hali hazırda yazılan ve sonrasında yazmayı düşündüğüm, çekmeyi düşündüğüm şeyleri yazıya döktüm. Kafamın ücra köşesindeki ufaklık yok oldu. Yerini, gerçekten bunların hepsini yapabilecek misin, diye soran başka bir tekinsiz sese bıraktı.

Ama sanırım biraz da böyledir. Yazarlar için değil, herhangi bir sanatla uğraşan herkes için böyledir. Kafamızdaki sesleri bizi rahat bırakmaları için susturmaya çalışırız; ama aslında yaptığımız şey bir sesi kısıp başka bir tanesini açmaktır. Onlara canavarlar demek istemiyorum; çünkü yaptıklarımı nasıl beslediklerini biliyorum. Sanırım asıl korkmak gereken de bu. Tüm seslerin kesilmesi. Kafanın uçsuz bucaksız bir vadiye dönüşmesi. Kendinize ait tek bir iç sesten  ve onun yankılarından başka hiçbir şey duyamamak. O olmadığı sürece korkacak bir şey yok galiba.

Şimdilik okumak güzel. Yazmak güzel. Biraz da koşabilirsem başka bir şey istemem. Tabii önce çeviri. Hepsinden önce çeviri. Çeviriyi bitirmek gerek. Onu da sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

Reklamlar

Yazar: A. Orçun CAN

Yazıyorum, okuyorum, çekiyorum, izliyorum... ama ters sırayla..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s